Hangi Kahve İçilir?
Artık kahvenin bir madde olduğunu ve ruh halimizi nasıl da etkilediğinden bahsetmiştik. Kimisinde kahve şiddetli bir şekilde anksiyete yaparken, kimisinde bir aydınlık, aygınlık, ayıklık hali yaptığını, kimisinde de nedense kahve tükettikten sonra uyuduğundan ve bunun temel mekanizmalarından bahsetmiştik. Şimdi kahvenin karakterinden biraz bahsettikten sonra o videoya buradan ulaşabilirsiniz. Biraz da hangi kahveyi nasıl, ne zaman, ne şekilde tüketmeliyiz, kahvenin filtresizi mi, filtrelisi mi daha iyi? Bunları biraz tartışalım. Hadi başlayalım. Her hepimizin geçmişten alıştığı bir lezzet, bir tat var. Kimimiz Türk kahvesinin o cezvesini, onun fincanını seviyoruz ve öyle tüketiyoruz. Kimimizde bir filtre kahve alışkanlığı var. Ben son zamanlarda çok fazla filtre kahve tüketiyorum. Filtre kahvenin yapım teknikleri ile ilgili aranızda muhtemelen çok profesyonel olanlar vardır. Ben katkılarını bekliyorum yorumlara. Benim bildiğim kadarıyla su buharıyla çalışan bir sistemi var. Benim burada bir hekim olarak önereceğim şey ya biz bunları kağıt filtreyle mi kullanalım yoksa filtresiz mi kullanalım? Bu tel süzgeçli var. Filtre kahvelerin hangisi daha sağlıklı olurdan bir giriş yapalım isterseniz. Son zamanlarda keşfettiğim bir molekül var. Kafestol diye. Kahvenin içerisinde bulunan bir molekül bu. Bu kan yağlarını arttırıcı bir biyokimyasal etkisi var. Eğer kağıt filtre kullanıyorsanız bu kafestolün önüne geçmiş ve LDL düşüşünü sağlamış oluyorsunuz. Ama gel gör ki ben bu molekülden kendimi korumak için bir kağıt kullandığım zaman da bu sefer kağıttan gelen birtım moleküllere maruz kalmış oluyorum. Çünkü kahve biliyorsunuz çözünür hale getir için içindeki kafeyin suya aktarabilmek için ısı yöntemini kullandığım bir içecek. Isıyla bu kağıdın içerisindeki molekülleri de sıvıya katmış oluyorum. Bu genelde kağıtları beyazlattığımız bir klor gazı var. Bu klor gazın ihtiba eden bu sefer klor bileşiklerine maruz kalıyoruz bu kağıtları kullandığımızda. Keza yine bu kağıtları yaparken birbirleriyle perçinleşmesi için kullanmış olduğumuz bazı moleküller var. Polropilen gibi böyle sentetik yapıştırıcılar kullanılıyor. Tabii ısıyla bunlar da sıvıya geçmiş oluyor. Alternatif ne olabilir? Bilenleriniz varsa yine yorumlara yazsın. Daha böyle pamuklu filtre kağıtlar olabilir veya direkt pamuktan, bezden yapılmış başka bileşikler olabilir. Bunlar da filtre olarak filtre kahve yapımında kullanılabilir. Şimdi gelelim diğerine. Türk kahvesi. Türk kahvesinin gerçekten hoş bir aurası var. Fincanları olsun, yanına konulan lokum olsun, onun bir sunumunun hoş bir duygusu var bence bizim toplumumuzda. Ve Türk kahvesi seviliyor. Türk kahvesinin şöyle bir handikapı var. Türk kahvesinde diğer işte French Press olsun, filtre kahve olsun, oradakilerin dışında biz uzun uzun süre kahvenin kendisini ısıya maruz bırakıyoruz. Çok uzun sürede yavaş bir şekilde. Yani orada aslında kahvenin pişirim aşamasında en çok ısıya maruz kalınanı Türk kahvesi olmuş oluyor. Bu arada dünyadaki en ince çekim de Türk kahvesinde en küçük yapıda ve en çok ısıya maruz kalıyor. Ayrıca bardağa koyduğumuzda da telesiyle beraber alıyoruz. O nedenle Türk kahvesi diğerlerine nazaran bir tık daha toksik diyebiliriz. Isıya maruziyetinden ötürü. Mühendislikte bir kavram vardır. Optimizasyon diye. En iyi, en ideal yapılanma şekli yok. Sürtünmeyi azaltayım dersin. Bu sefer sürtünmeyi azaltmak için kullandığın malzeme aşırı kaliteli olur. Maliyeti arttırır. Hani fiyat performans dediğimiz gibi bir şey. Bugün de kahveleri karşılaştırırken aslında yani filtre kahve Türk kahvesinden daha iyidir gibi değil de hani birbirlerine olan üstünlükleri veya farklarını aslında anlatmaya çalışıyorum. Bana kalırsa ben beslenme konusundaki benim genel görüşüm birazcık daha sosyolojik ve psikolojik bir alana girecek olursak sofrada otururken almış olduğun o haz, birliktelik, paylaşımı da besinle beraber. Yani biz sadece maddeyi sindirim sistemimize alarak bir şeyler kazanmıyoruz. O maddeyi tüketirken de kazanmış olduğumuz birtım nörokimyasal salgılar var. Türk kahvesini seviyorsan Türk kahvesiyle yola devam edebilirsin ama fazla Türk kahvesi tüketiminin bazı handikapları var. Kahvesinin handikapı fazla ısıya maruz kalıyor. Filtre kahvenin handikapı filtresinden gelecek yabancı madde. Ama filtrenin de katmış olduğu bir şey var. Isıyla meydana gelen kafesol molekülünün suya geçmesine engel oluyor. Orada da şöyle öyle bir filtreden aldığın bir klor bileşiği varken ama kafesol molekülünü almıyorsun. Şimdi benim hormiz diye bir dersim olacak. Burada zehirsiz ve mükemmel moleküllerle geçirilmiş muazzam büyük kimyasal hayat diye bir şeyin olmadığını anlatmaya çalışıyor. Formez dediğimiz kavramda düşük dozlardaki zehirin yani ona biz zehir diyoruz evrende o sistemin içerisine girdiğinde zehir vazifesi görmüyor aslında. Her şey bir uyaran. Her şey bir uyarandır. Her uyaranın da bir karakteri vardır. Zehir oluyor oluşu onun yanlış yerde sahneye çıkması, yanlış şiddette çıkması, az olması da fazla olması da buna dahil. Zamanlamanın yanlış olması aslında. Her molek ün bir karakteri var. O nedenle aslında biz bir besin modeli oluştururken, bir kendimize hayat planı çizerken veya bir tedavi protokolü oluştururken keskin sınırlarımız, çizgilerimiz olmaması lazım. Bu çok iyidir, bu çok kötüdür gibi bir aralık değil. Bunu home hormoniste de bahsedeceğim. Homeopati dediğimiz bir yöntem var. Orada da mesela zehir kullanarak şifa yolunda bir hamle yapmış oluyoruz. Dil dediğimiz bir kavram var. Dil bir kodlama yöntemi. Ona da o ismi biz takmışız. Farkındalığımız, kavrayışımız, evrende öğrendiklerimiz değiştikçe aslında o isimler de değişebilir. Zehir. göre neye göre? Kahveye geri dönelim. Gene bir dolandık sanki böyle fazla kafa karıştık. Çok sakin. Tamam. Kahveye geri dönüyoruz. French B. French press. O birazcık daha demleme. Onda daha da düşük ısıya maruz kalıyorsun. Isı bir çözücü. Isı olmadan ulaşmak istediğim o moleküle ulaşamıyorum. Isıyı kullanmak zorundayım. Ama ısının dozunu arttırdığım zaman da bu sefer başka moleküllere maruz kalmak istiyorum. Nedir bu işin en oluru diye düşünelim. French press tam bir demleme yöntemi. Yani suyun içerisine kahveyi koyuyorsun. O kahve onun içerisinde 45 dakika duruyor. Bütünüyle duruyor ve içindeki tüm malzemeyi dışarıya vuruyor. Sonra da bir tel süzgeçle onu aşağıya bastırıyorsun. O tel süzgeç içinde o benim bahsetmiş olduğum almak istemediğim birçok kahveden gelecek toksik maddeyi elemeye yetmiyor. Yani tel süzgeçlerin eleme kapasitesi biraz düşük. O nedenle kağıt filtreler, kağıt süzgeçler ön plana çıkıyor. Şimdi gelin bir aralarında sıralama yapalım. Hep diyorum ya en iyi diye bir şey yoktur aslında. Kişiye göre çok değişir bu. LDL'si yüksek olan bir hastadan bahsedeceksek ben LD yüksek olan bir hastaya filtre kahveyi öneririm. Kağıt filtre kullanılmış. Onda da muhakkak kimyasalsız bir filtre kullanırsak, kağıt filtre kullanırsak 10 numara 5 yıldız olur. Eğer bulabilirsem biraz onları araştıralım. Aranızda bilenler de olabilir. Kimyasalı minimalize edilmiş filtre kağıtları illaki vardır diye düşünüyorum. Şimdi sıralamaya geri dönelim. Birinci sıraya filtre kahveyi, ikinci sıraya Türk kahvesini, 3üncü sıraya da French Press'e koyarım. Niye koyarım? Mümkün olduğu kadar kahvenin içerisinde istediklerim geçsin. istemediklerim filtre üzerinde kalsın mantığına dayanarak bu sıralamayı yaptım. Bir şey daha var bence önemli. Mesela bu kahvelerin bir az kavrulmuş, orta kavrulmuş, çok kavrulmuş var. Çevremdeki gençlerde bu koyu kahvenin tadını seven çok kişiyle karşılaşıyorum. Şimdi besinler nasıl biliyor musunuz? Bazı moleküller hiç ısıya maruz kalmadığında ayakta kalıyor ve onu çiğ yemen gerekiyor. Bazı molekülleri alabilmen için bünyene onu çözmen gerekiyor. Biz burada ısıyı kullanıyoruz. Bazılarında ısıyı fazla abartman gerekiyor ki içinde bir şeyin yok olması. istiyoruz. Baddenin kendisine göre senin onun içinden almak istediğin şeye göre değişir. Bu kahvenin kavrulma derecelerine bakacak olursak az kavrulmuş Evet. polifenoller açısından yani bizim o antioksidan dediğimiz molekülleri ihtiva etmesi açısından en kalitelisi hatta en en kalitelisi onun bir önceki hiç kavrulmamış yeşil çekirdek formu. Ama biz içindeki kafeyine ulaşabilmemiz için kademeli bir şekilde çekirdeği ısıya maruz bırakıyoruz. Şimdi ama bu az kavrulmuşun da şöyle bir handikapı var. Biz yiyecekleri ısıtırken Ken aminoasitlerle şekerler belirli bir ısada bir araya geliyorlar ve akrilamit diye bir molekül oluşturuyorlar. Akrilamitin de kanserojen bir etkisi var. Şimdi bu az kavrulmuşta hala akrilamit içeriyor kahve. O nedenle en ideali aslında orta kavrulmuş. Çünkü burada hem o antioksidan dediğim polifenolleri ihtiva ediyor hem de aklamit çözülmüş, bozulmuş ve miktarı azalmış oluyor. Sonra çok kavrulmuş o namı acı kahve dediğimizde ise gerçekten fazla ısıya maruz kaldığı için kahveden en az verim almış oluyoruz. Üstün körü bir kahve çeşitlerinden iyi kötü bahsettim. Benim çok uzman olduğum bir alan değil. Ben aşağıda yorumlarla bunu renklendirmenizi öneririm. Şimdi gelelim bu kahvenin içine katmış olduğumuz sütlü kahveden gidelim. Kahvenin içerisine süt koyuyoruz. Yumuşatıyor, içimini kolaylaştırıyor. Bir lezzet katıyor. Ama bu sefer de kahvenin yaratmış olduğu o kortizol salınımı, insülin direncine olan yatkınlığı, arttırışı arkasından bir de laktoz girince karicer yağlanmasını ve o benim diğer bahsetmiş olduğum inflamator süreçler mitokondrial, disfonksiyonlar, metabolik, elastikiyet bozukluklarını agreve ediyor. Yani sütlü kahve çok ön planda tercih edilecek bir şey değil. Ya arada bir keyif olsun diye tabii ki sütlü kahve içebilirsin. Bir mekana gitmişsindir. Orada mükemmel bir lattesi vardır mesela oranın. Tabii ki tüketeceksin ama hani sıkılığı ayarlamanız için ve besinin karakterini analiz etmeniz için anlatıyorum. Şimdi bu sütlü kahveleri alternatif badem sütlü, hindistan cevizi sütlü, yulaf sütlü, işte fındık sütlü ürünler başladı tüketilmeye. Gerçekten kişide laktoz intoleransı varsa benim hastalarıma sık yaptığım gibi süt süt ürünlerinden biraz uzaklaştırmaya çalışıyorsak hastayı bu ürünlerden faydalanabilinir. Ama bugün bizim badem sütü dediğimiz hindistan cevizi sütü dediğimiz gıdalar da halihazırda rafine gıdalar. Rafine gıdaların yaratmış olduğu biyokimyasal tuzakları diğer videolarda anlatmıştım. Burada tekrar söylüyorum. Bir gıdayı aşırı derecede ısıl kimyasal işlemden geçirdiğimizde bazı handikaplar doğuyor. Özellikle bu badem sütü gibi ürünlerde badem güçlü yağlar ihtiva ediyor. Onu aşırı küçük parçalara ayrılması, bazen okside olmasını, içeriye antioksidan sokacağım derken bu sefer oksidan moleküller sokmanıza sebebiyet verir. Ama yine de içilebilecek keyfi çok da muazzam zararlı gıdalar olmamakla birlikte arada tüketilebilecek bitkisel sütlü kahveler de içilebilir. Şimdi gelelim en ürkütücü olanlara. Fruktozun karakterini unutmayın. Fruktoz gerçekten çok prensiz bir doğaya sahip. İşte bu son dönemlerdeki meyve şuruplu, birtım aroma şurupları kahvenin içerisine koyduklarımız yoğun bir fruktoz maruziyetine bırakıyor kişiyi. Hele bir de bu kafeinle birleştiği zaman karaciğerin çektiği ızdırabı sormayın gitsin. Diğer videolarda anlatıyorum. Bir de bu kahve tozları var. Bu kahve tozlarının çok büyük bir kısmını sütle bir alakası yok. Glikoz şurubundan yapılmış rafine gıdalar. Bunlar da keza fruktoz kadar olmasa da yine fruktozun biyokimyasına yakın bir etki gösteriyor insan vücudunda. Sürekli kullanımını gerçekten çok toksik olduğunu biliyoruz. Arada bir tadımlık gittiğiniz yerlerde katılım sosyal amaçla tüketilebilecek gıdalar olmakla beraber çok sık tüketilmemesini şiddetle öneriyorum. Şimdi sıra geldi bu direkt suda çözünlebilir kahvelere. Kahvenin doğası gereği işte gerek Türk kahvesi, gerek filtre, gerek french fres olsun bizim bunu manipüle etmemiz gerekiyor içindeki istediğimiz molekülü suya vermek için. Bu manipülasyonların daha rafine yöntemlerle fabrikada yapıldığı formlar bunlar. O yüzden onları daha da rafine hale getirdiği için içlerinde en zararlısı, en tüketilmemesi gerekenler bunlar. Bana bir hani hiç tüketmediğin, gerçekten evine sokmadığın bir şey var mı diye sorsanız granül kahveleri, üçü bir aradaları, ikisi bir aradaları sokmuyorum evime. Hastalarımın da sokmasını hiç istemiyorum. Görüyorsanız kaçın. Şimdi gençler bir başlık daha var. Kafeinli kafeinsiz. Benim o kahve videosunda anlattığım bir konu vardı. Kahvenin antioksidanları var. Polifenoller. Ona ulaşmak istiyorum ama kafeini tolere edemiyorum. Karaciğer detoksum da ona uygun değil. Anksiyete ve çarpıntı yaşamam için kafeini almak istemiyorum. Kafeinsiz tüketeyim mi? Tüket kafeinsizi. Çünkü kahve antioksidan açısından güçlü bir içecek. Ama kafeinsiz yapmaya çalışırken kullanılan yöntem önemli. Metilen klorür kullanılıyor onun içerisindeki kafeini izole etmek için. Bu çok ucuz bir yöntem. Gerçekten içerisinde toksik madde birikimine sebebiyet veriyor. Bunu önermiyoruz. Peki nedir iyi yöntem? İsviçre su yöntemi diye bir yöntem var. Bunlar çok farklı tekniklerle kafeini kahvenin içerisinden izole edebiliyorlar. Ayrı bir bence teknik bir konu. Ayrı bir videoda bu analiz edilebilir. Bu değişik bir yöntem. Farklı bir teknik kullanılıyor. Proses in tekniği gereği içinde herhangi bir kimyasal bırakmıyor. Aşağıya kafeinsiz kahve yazarsanız doğru kahve satın alma rehberi listesi oluşturup sizinle paylaşabilirim ve bu bahsetmiş olduğum İsviçre su yöntemini kullanan markaları orada derleyebilirim. Hazır yeri gelmişken her çarşamba ve cuma günleri bu tarz içerikler üretiyorum. Sizi de ilgilendiren konular olabilir. Takip etmeyi unutmayın. Abone olun. Bu konulardan fayda görebilecek kişilere ulaşabilmek için desteğinizi esirgemeyin. Şimdi konuya devam edecek olursak kahveyi başka bir videoda anlatmıştım. Burada da üstün körü bir farkındalık yarattım. Ben şiddetle sizden yorum bekliyorum. Çünkü kahve konusunda aranızda prolar olduğunu biliyorum. Sizden öğreneceklerim var. Bunları lütfen yorumlara ekleyin. Bir molekül ne mucizevi olabilir ne de yerin dibine batırılabilir. Hem bizim kendi bireysel performansımız doğrultusunda hem de onun yapım tekniği ve dozu doğrultusunda olumlu olduğu ve olumsuz olduğu yerler vardır. Bunu anlatacağım. Hormon diziz videosu olacak. Metabolik esneklik videoları olacak. Karaciğer yağlanmasında, insülin direncinde ve ve alkol tüketiminde de bu konulara değiniyorum. Şimdi yorumlardaki arkadaşlar diyor ki onu o videoda anlatacağım, bunu bu videoda anlatacağım. Arkadaş bir şeyi de bu videoda anlat diyorlar. Haklılar da öğrenmenin doğası bu. Yani önce bir kere neleri çalışacağımızı önden bir zihne hazırlık yaptırtıyorsun. Sonra onları böyle sıralı sekeli kademeli bir şekilde çalışıyorsun. Sonra geriye bakışlar atıyorsun. Çünkü onu ilk izlediğinle ikinci izlediğin arasında bir fark olmuş oluyor. Maalesef insan zihninin öğrenme doğası böyle bir anda sıkıştırılmış bir şekilde veremiyoruz. Sık tekrar A ihtiyacımız var. Bazı konuları bazen dolanbaşlı, bazen net anlatmaya ihtiyacımız var. Bunlar böyle birike birike birike zihinde bir bilinç oluşturur. Maalesef böyle arkadaşım. Az önce hani dedim ya size mutfağıma hayatta sokmayacağım bir şey varsa o da ikisi bir aradalar, üçü bir aradalar demiştim. Bunun gibi sokmayacağım başka gıdalar da var. Bunları anlattığım bir videom olacak. Onu buraya koyuyorum. Hazırlandığında tıklarsınız. Bir de sizi kahve tüketimine en çok iten şey sabah dinç kalkamama, halsizlik, yorgunluk. Ya halsizlik yorgunluğu anlattığım videoda burada olacak. Ona da bir göz atın derim. Yeah.