Hiç Bir Şeye Hevesim Kalmadı

Kaslarınızdaki anlamsız ağrılar, sabah dinç kalkamamalar, fibromiyaljiler, beyin sisi olanlar, "Kan tahlillerim normal ama ben normal değilim. Yaşam enerjimi kaybettim" diyenler, "İçinizdeki o küçük eski canlının artık bıktığını ve size yardım etmekten vazgeçtiğini biliyor muydunuz? Hadi gelin şimdi o canlıyı konuşalım." Şimdi hani biz diyoruz ya konuyu, tartışmayı daha da derinleştirmek, birbirimizi geliştirmek için aşağıya yorumlara merak ettiğiniz konuları yazın. Şunu da anlatabilirim, bunu da anlatabilirim diye hiç tahmin etmiyordum. O kadar çok Kondra anlatın dendi ki gerçekten çok sevindim. Buluştuğumuz ve bir araya geldiğimiz hedef kitlenin ne kadar bu işi kavradığını ve neyi istemesi gerektiğini bilen kişilerden oluştuğunu fark ettim. Hiç beklemezdim mitokondri diyeceklerini. Mitokondrinin çok ayrıntı bir konu olacağı düşünülür. Çok ne gerek var hastalıklar? Bize biyokimya mı anlatacaksın? Fen dersi mi anlatacaksın? Hadi bize reçete ver diyeceğinizi tahmin ederken çok büyük bir sürprizle karşılaştım ve bana mitokondri dendi. Hepinize teşekkür ediyorum. Neden? Çünkü dönüp dolaşıp bana sorduğunuz her Her hastalığın özü o mitokondriye gidecek. Hatta stresle ilgili, evrenle ilgili, ilişkilerle ilgili ki bunda en temel kadın erkek ilişkisidir. Mevzu yine gidecek mitokondriye. Nereden geldi bu mitokondri? Ne yapıyor bu mitokondri? Ne oluyor da bütün dengemiz bozuluyor? Ne alakası var bu mitokondriyi konuşurken? Aslında biz fark etmeden fark etmeden evrenin dilini çözmüş olacağız. Canlılığın evrimini görmüş olacağız. Bu evrimsel gelişimi izlemek bundan sonraki evrimizi, bundan sonraki gelişimimizi planlamamız için de bize yardım edecek. Dünya bir toz bulutuydu diyerek Başladığım konuyu mitokondriye şöyle getireceğim. Şimdi hikaye şöyle başlıyor. Hani hep söylüyorum ya benim oksijenle çok büyük bir davam var. Oksijenin hikayesini çok iyi anlamaya çalıştım. Çünkü birçok hastalığı çözmem için özellikle fibromiyaljili, migremli, sabah dinç kalkamayan, kanser olan hastaların kök nedenlerine ulaşmak için oksijenle olan o davayı çözmem gerekiyordu. O yüzden her daim bir oksijen nereden çıktı? Bu oksijenle ne yapılır? Bu oksijen ne zaman zarar verir hastaya? Bu oksijen ne zaman şifalandırır diye anlamak mecburiyetinde kaldım. O zaman evrene baktığında Şunu görüyorsun. Bakteriler çaresiz kaldılar. Enerjiyi üretmek için suyu parçalamak zorundaydılar. O suyu parçalayıp oksijen çıktı. Oksijen aslında ilk başta bir zehirdi. Sonra orada daha bir tık daha gelişmiş bir bakteri oksijenden kendini koruma yöntemini öğrendi. Bakın daha halihazırda oksijen bir zehirdi ve canlıları öldürüyordu. Akıllının bir tanesi bunu temizlemeyi öğrendi ve bunu temizlerken ortaya da çok fazla enerji çıktığını gördü. O zaman da bu enerjiyi kullanmayı öğrendi. İşte bu gelişmiş canlıların temeli bu akıllı bak. bakteriden geliyor. Bu akıllı bakteri ortalıkta akıllı akıllı gezerken hantal, büyük, onun gibi pislikleri temizleme kapasitesi olmayan, oksijen yüzünden ölmek üzere olan bakteri de onu yuttu. Yuttu ve içine aldı. Ama onu öldüremedi çünkü onun dinamikleri çok güçlüydü. Dışarıdan gelen zehiri, toksini tolere edebilme kapasitesi vardı ve onu yok etmeye cesaret edemedi. O zaman gel bile yaşayalım dedi. Şimdi hantal ve beceriksiz ölmek üzere olan hücrenin içerisinde zehirri temizleyebil kapasitesi olan iki canlı simbiyotik bir bütünlük oluşturdular. İşte bu geçmişteki bu hikayenin özüdür bugün gelişmiş canlıların oksijenden hayat elde etme becerisi. Yani özetle bizim içimizdeki mitokondriler oksijeni zehirsizleştirmeyi beceren, oradan da kendine para kazanabilen ve sisteme enerji saçan eski ilkel becerikli bir bakteri. Nereden biliyorsun bunun bakteri olduğunu? Hep söylüyorum zaten ben bilimin yalancısıyım diye. Gerçekten yapısı, DNA'sı hücre yani onun içeride bulunuş hali bir bakterinin özelliklerine ait. Koskoca bir sistemiz. Bütün gelişmiş memelilerden, bütün gelişmiş hayvanlardan yani ökaryot dediğimiz mitokondri ile hayata tutunan, enerji üreten bütün canlılar bu kadar büyük bir hücresel kapasiteye sahibiz, sisteme sahibiz. Oksijeni kullanıp enerjiye çevirebilen tek yer var. Mitokondri. Eğer bu mitokondriler hasarlanırsa içeride, haddinden fazla yüke maruz kalırsa, çeperleri, içindeki o oksijeni temizleme hatlarında bozulmalar, kopmalar, kırılmalar olursa dışarıdan gelen oksijeni ne yaparsak yapalım kullanamıyoruz. Diğer hiçbir sistem bunu kullanabilecek kapasiteye sahip değil. Biz içerideki o bakteriye muhtacız. Şimdi bizim ekibin artık hiç teklemeden söyleyebildiği bir tabir var. Mit, bak ben tekliyorum. Mitokondrial disfonksiyon. Artık hepsi söyleyebiliyorlar. Ben söyleyemiyorum ama onlar söylüyorlar. Bütün hastalıkların kökeninde mitokondriyal disfonksiyon var. Biz bugün bu konuştuğumuz hikayeyle ona aslında içimizdeki o bakterinin isyanı diye de tercüme edebiliriz. öldürüyoruz içimizdeki o bakteriyi. O bakteriyi öldürdüğümüz zaman da onun o çok kıymetli zehirsizleştirme ve oksijenden bize enerji üretme kapasitesini de yok etmiş oluyoruz. Bugün bildiğiniz birçok hastalığın temelinde mitokondriyal disfonksiyon var. Sabah dinç kalkamama, migren, özellikle sinirsel hastalıklar, Parkinson olsun, Alzheimer olsun, insülin direnci başlı başına zaten bir mitokondriyal disfonksiyon hikayesi. Yani son tahlilde biz içerideki o mitokondriyi onaracak, tamir edecek hamlelerde bulunmak zorunda kalıyoruz. Hep size diyorum ya e Eğer fonksiyonel bir sıkıntınız varsa, bir enerji bozukluğunuz varsa, yaşam enerjinizi kaybettiyseniz, adet düzensizlikleri olabilir, öfke kontrol bozuklukları olabilir, sabah dinç kalkamama olabilir. Bunların hiçbiri bir hastalık değildir. Bunların hiçbirine gidip de bir doktordan tanı alamazsınız veya bunları kan tahlilinde veya bir patoloji raporunda veya bir görüntüleme yönteminde göremezsiniz ama buram buram hissedersiniz ve doktor doktor da gezersiniz. İşte hep size derim ya bunların kan tahliline yansıması çok zaman alır. Bunlar hücresel boyutta problemlerdir. İşte bu hücresel boyuttaki problem dediğim bu bakteri inin davası yani her şey aslında mitokondrüal bir disfonksiyonla başlıyor. Ben eskiden ders anlatırken hep kronik inflamasyon veya inflamasyon üzerine kurgulardım bütün hikayeleri. Hastalara hastalıklarını anlamaları ve hastalıklarını iyileştirmeleri için inflamasyonu öğrenin. İnflamasyonu yönetebilirsek hastalığı yönetebiliriz. İnflamasyondur bütün hastalıkların kökeni derdim ama şu an çok güzel çalışmalar var. İnflamasyon yani inflamasyonu yangı yangıyı da hep bedenin bir mücadele yöntemi. O mücadeleyi de fazla abarttığı zaman yoruluyor ve sürekli bir savaşın içerisinde olan beden malzeme tüket Bütün hastalıkların kökeni de buradan geliyor diyordum ama mücadeleye iten vücudu, mücadele gelen o işte savaşçı hücreler, ortalığı ödeme, ağrıya, asidoza sokan savaşçı hücreler de ilk hikayeyi o enerjinin, o mitokondrinin bozulmasından sonra ortaya çıkarıyorlar. Yani biz gideceğiz aslında enerjinin nasıl kullanılması gerektiğine çalışacağız. O mitokondrinin o oksijeni doğru düzgün kullanmasını sağlayarak bize tekrardan yaşam enerjisini vermesini sağlayacağız. Oldu ya mitokondri bozuldu. Oldu ya. Bu oksijenden, herkesten ve her şeyden daha fazla enerji üretebilme kapasitesine sahip küçük canlımız bozuldu. Hücre ne yapar biliyor musunuz? Madem çok fazla enerji üretemiyoruz o zaman biz o hani ilk başta yutan var ya mitokondriyi içine azıcık enerjiyle hantal hantal yaşamaya çalışan işte aynı o bakteri gibi davranmaya başlıyoruz. Yani daha az gelişmiş bir canlıya dönen hücrelerimiz olmaya başlıyor. Bak geldik şimdi kanserin konusuna. Kanser de işte böyle kontrolsüzce üreyen biraz daha biraz daha değil bayağı bir ilkel olan azdan çok yapamayan, dışarıdan gelen zehiri tolere edemeyen, gelişmişliğini kaybetmiş ilkel bir yaratık gibi davranmaya başlıyor. İşte siz içinizdeki o gelişmiş canlıyı koruyamadığınızda, onun o yüksek enerjili potansiyelini değerlendiremediğinizde ilkel hücrelere dönmeye başlıyorsunuz. Yani o en eski bakteri hücresi gibi davranmaya başlıyorsunuz. Pıtı pıtı pıtı pıtı pıtı pıtı ürüyorsunuz ve olur olmadık yerlere de invaze oluyorsunuz, yayılıyorsunuz. Kanserin hikayesi de budur zaten. İçimizdeki o mitokondriye iyi bakamamamızdan kaynaklanır. Madem bütün hastalıkların kö Mitokondrial disfonksiyon. Madem bizim amacımız bu bakteriye iyi bakmak ve onun iyi çalışmasını sağlamak, ta havadaki oksijenden, oksijenin burnumuzdan geçişinden akciğerimize, akciğerimizden damar yoluyla kalbe, kalpten dokulara gidişi, dokularda hücrelerden, hücrelerden de ta mitokondriye gideceği yol ağı iyi bilmek ve bu bütün hatta eksik olan şeyleri teker teker yerine koyarak mitokondriyal disfonksiyonu çözeriz. Mitokondriyal disfonksiyonu çözmek için ta derinliklere gidip de içeride ya acaba bu mitokondride ne çalışmıyor? Ben o çalışmayan şeyi enjekte edeyin diye bir yöntem yok. Yani dışarıdan almış olduğunuz mitokondriyal takviyeler direkt işe yaramayacak. Mitokondriyal disfonksiyonu çözebilmemiz için ta havadaki oksijenden tüm o proses buraya gelene kadarki yollara teker teker teker çalışmamız gerekiyor. Dışarıdan aldığımız takviyeler bağırsak yolundan geçiyor. Bağırsaktan geçen şeyler karaciğerde tekrardan bir dönüşüme uğruyor. Oluşan toksinler böbrekten atılıyor. E dışarıdaki havanın kalitesi, yediğimiz yiyeceklerin kalitesi ve zihnimiz de hormonları yönetiyor. Yani biz kaç savaşta mı kalıp sürekli kortizol salgılayacağız yoksa parasempat sistemde daha üretime ve dönüşüme yatkın bir bedenle mi yaşayacağız? Bunların hepsini teker teker kontrol edebildiğinde ve yönetebildiğinde işte ancak o zaman mitokondriyi düzeltebiliyorsun. Mitokondriyi düzeltmek için peki ne yapacağız sorusunun cevabı diğer videoların hepsinde teker teker teker gizli olacak. Ama mitokondrinin en çok kullandığı malzemeleri en çok ihtiyacı olan şeyi bileceğiz. Mitokondrinin en çok ihtiyacı olan şey açlıktır aslında. Açlığı daha önce anlatmıştım. Açlık değil o bizim açlık dediğimiz şey boşluk olması gereken bir boşluk. Yani evren boşluklardan oluşuyor ve kendi kendini inşa edebilmesi için boşluğa, aralığa ihtiyacı var. Biz onu hiçbir zaman mitokondriye sunmuyoruz. Sürekli dışarıdan almış olduğumuz gıda mitokondrinin kendini onarmasına izin vermiyor. Sürekli besin alıyor olmak mitokondrinin içerisindeki o elektron zincir hattının patlamasına neden oluyor. Haddinden fazla yük vermememiz, onu dinlendirmemiz gerekiyor. Mitokondriyel disfonksiyon veya mitokondri sayısının artması için yapılacak şeylerden bir tanesi aç kalmaktır. İhtiyacı olan malzemeleri vermek ama o ihtiyacı olan malzemelerin ona gidebilmesi için O tüm prosesleri de teker teker gözden geçirmek yani ona giden yolları açmak gerekiyor. Bunu hep takviye gıdalarda da anlatıyorum. Herhangi bir yerde bir bozukluk var. Gidiyorsun o bozukluğa. O bozuklukta ne var? Duvarda fayans eksik. Örnek veriyorum. İyi de senin o fayansı getirebileceğin tüm tesisatın, tüm kamyonların, aracı şirketlerin, paranın, birçok şeyin olması gerekiyor. Mitokondride de eksik malzemeyi oraya gidip onarabilmek için tüm prosesi onaracağız. Ben teker teker videolarda zihinden tut, bağırsaktan tut karaciğere kadar bütün prosesleri nasıl onaracağımızı, yolları açacağımızı ve mitokondriye malzeme göndereceğimizi anlatıyorum. Ama şunu hiçbir zaman unutmayın. Mitokondriye malzeme göndermek değil, doğru zamanda da onu aç bırakabilmek gerekiyor. Bunu da MTORDA anlatıyorum. Emptor meselesi aslında mitokondrinin sakinleşip kendini iyileştirmesi için gerekli bir zamanı anlatıyor bize. Bu anti ve longevity'deki tüm davalar zaten güçlü mitokondrilere dayanıyor. Yani senin ne kadar fazla mitokondrinin varsa sen o kadar enerjiksin. Senin ne kadar kas kitlen varsa senin o kadar mitokondrin var. Bir kas kitlesinin içerisinde o kadar fazla mitokondri vardır ki bir kalbin iç içerisinde bir beynin içerisinde o kadar mitokondri vardır ki acayip bir biyokimyasal sanat yapıyor bizim beyin hücrelerimiz. Sürekli örüntü okumak, sürekli yeni nöronal ağlar yapmak, sürekli dopamindi, serotoninde onları salgılamak, sonra onları tekrardan geri çekmek ve yeni bir şeyi öğrendiği zaman dallar, yollar oluşturmak o kadar büyük enerji ister ki bizim beynimiz vücudumuzun %2'lik kısmı iken total enerjinin %20'lik kısmını kullanıyor. Düşünün muazzam bir mitokondri deposu orası. Mitokondriyel bir disfonksiyon olduğu zaman otomatik olarak sizin bu bahsetmiş olduğunuz bir Bütün bilişsel fonksiyonlardaki düşme, şaşkınlık halleriniz, unutkanlıklarınız, hayattan tat alamayışlarınız, sabah dinç kalkamayışlarınız, soruyu çözemeyişiniz, çözüm bulamayışınız veya çabuk öfkelenmeniz hep bu mitokondriyel disfonksiyonlardan kaynaklanıyor. İnsülin direnci de çok büyük bir mitokondriyal disfonksiyon sebebidir. Bunları da zaten insülin direnci videosunda anlatmıştım. Şimdi mitokondrileri onarmak öyle bugünden yarına yapılabilecek bir büyülü bir işlem değil. Bir bir takviyesi, bir ilacı yok bunun. Bu bir gelişim, bu bir bedenine yat yatırım yapman gerekiyor. Ya nereden başlayacağım dedin diyelim ki ben bu videodan çıktın ve bir şey yapmak istiyorsun mitokondrin için açlık yapabilirsin. Ama bak açlık deyince aklına gözünü seveyim böyle günde bir öğün yemeler 3 günde bir yemeler falan gelmesin. Sen eğer saat başı yemek yiyen bir biriysen 2 saatte bir yemek yemeye başlayan biri olmam bile hafiften mitokondrini rahatlatır. 2 saatten 3 saate çık, 3 saatten 4 saate çık, 4 saatten 5 saate çık. Çünkü birdenbire açlığı uzatmak da mitokondriyal disfonksiyonu alevlendirir. Bedenimiz adaptif bir yer. Yavaş yavaş bozulan şeyler yavaş yavaş iyileşirler. Yavaş yavaş açlık sürelerini uzatmaya başlayabilirsin. Yavaş yavaş uzattığın bu açlık sürelerinde eğer herhangi bir engel yoksa bunda kalp yetmezliği veya böbrek yetmezliği gibi bol bol su tüketebilirsin. Buradan bir başla. Bunu bir kendine öğret zor. Sonra zaten sistemin yavaş yavaş açıldığını göreceksin. Bir taraftan bağırsak sistemine çalışırsın. Bir taraftan detoksifikasyona çalışırsın. Bir taraftan insülin direncini öğrenirsin. Stres kontrolünü dinlersin. Kortizol hormonunu kontrol etmeye başlar. Sonra spor salonundan bahsedeceğim, egzersizden bahsedeceğim. Çok aman aman gümbür gümbür egzersizler yapmayın diye size birtım tavsiyelerde bulunacağım. Egzersizi de aynı açlık gibi yavaş yavaş vücuduna öğretirsen mitokondrilerini kıpırdatmaya, sayılarını arttırmaya, kötü olanların ölüp yerine tazelerin gelmesine fırsat tanımış olursun. Bu bile yeter. İnanın şifa böyle küçük küçük farkındalıklar, küçük küçük eylemler ve disiplinize olmaktan geçiyor. Her zaman kararlı ve her zaman aynı olamazsın. Bazen gerçekten dağıtırsınız, bazen düşersiniz. Ben kararlılığı uzun vadede önemli buluyorum. Yani ara ara kaçamaklar yapıp ara ara kendini dinlendirip hep diyorum ya evrenin boşluklu hali diye. Sadece sen bunu yapma konusunda kararlı olman, bu farkındalığa ulaşman, bunu bir hikaye olarak dinlemen, zihninde bu hikayenin var olması ve o hikayeyi düşüne düşüne eyleme geçmen bile emin ol mitokondrilerini iyileştirecektir. Çok çok büyük mucizeler aramayın. Mitokondri ile en alakalı video insülin direnci. Çünkü insülin direnci olan kişi de kesinlikle Mitokondrial disfonksiyon vardır. Önce bir insülin direncini anlasın derim. Onu buraya koydum.