Beyin Sisi Nedir?
İşte en sevilen konuya geldik. Beyin sisi. Umarım beyin sisiniz benim anlattığım bu karmaşık şeyi anlamanıza engel olmaz ve bir şekilde biz bu sisi çözeriz. Elimden geldiği kadar evrim teorisine girmeden anlatacağım ama o içimizdeki küçük bakteriler, mitokondrilere muhakkak girmem gerekecek. Beyin sisiniz ortadan kalktıktan sonra bu konuyu daha iyi anlamak için özellikle mitokondri videosunu izleyin. Bizim beynimiz %2'lik bir kitleye sahip olmasına rağmen totaldeki enerjinin %20'sini kullanıyorlar. O yüzden burada şiddetli bir enerji üretimi gerekiyor. Bu enerji üretimi için de çok daha fazla mitokondriye ihtiyaç var. Mitokondriyal disfonksiyon tüm hastalıkların kök nedenidir demiştik ya. Disfonksiyon bozuk fonksiyon demek. Latincede diz bozuk anlamına geliyor. Bunu benden sık sık duyacaksınız. O yüzden burada altını çiziyorum. Mitokondriyal disfonksiyon olduğu zaman bizim en çok enerji harcayan gerçekten çok fazla gelişmiş biyokimyasal yolaklarla çalışan bu mekanizmayı durdurmuş oluyoruz. Beynimizdeki tek bir nöron binlerce bazen 10.000 binlerce bulunmuş olduğu görev ve lojistik yere göre yüz binlerce mitokondri içerebilir. Ve bu mitokondrinin hikayesini ben size anlatmıştım. Eskiden sadece 2 birim para üretebilirken canlılık bunlar 36 birim para üretmeyi bulabilmiş ve bugün gelişmiş canlılığın temelini oluşturan eski bakterilerdi. Hani bugün nasıl ey devrimsel bir değişiklik yaptıysa o zamanın da muazzam bir teknolojik sıçraması gibi düşünebilirsiniz bunu. Bugünkü gelişmiş canlıların oluşumunda bu mitokondriler vardır. Beyin gibi komple çok büyük işler beceren, aşırı örüntüleri olan, muazzam bir veri toplama ve o veriyi ayıklama sistemini kullanan bir alanın mitokondrilerinin zayıflaması demek, mitokondrilerinin bozulması demek, mitokondrilerin çeperlerinin paslanması demek gerçekten birçok fonksiyonunuzu tam manasıyla yapamamanız demek. Mitokondriyal disfonksiyonla insülin direnci arasında çok büyük bir bağlantı var. İnsülin neydi? Glikoz dediğimiz o temel enerji molekülünü hücrenin içerisine sokan moleküldü. Şimdi bakın burada çok önemli bir şey söyleyeceğim size. Beyin o kadar çok enerji harcıyor ki bedenimizin argesinde şöyle bir yazılım var. Biz beyne enerjiyi sokarken insüline bağımlı kalmak gibi bir lükse sahip değiliz. Olur da insülin bulamazsak beyni glikozsuz bırakamayız. O yüzden şöyle bir adaptasyon geliştirmiş. Hücreler şekeri insülin olmadan kullanamazken şeker beyne insülin olmadan özgürce gidebilir. O yüzden diyelim ki şeker hastasısınız. Diyelim ki insülin direnciniz var. Glikozu hücreye sokamıyorsunuz. O glikoz da serseri serseri dolanıyor. O serseri dolanan glikoz daha önceden beyni korumak için geliştirdiğimiz o mekanizmayla rahatça beynin içerisine gümbür gümbür giriyor. Her zaman söylerim ya her şeyin fazlası zehirdir diye. Glikoz beyindeki hücrelerin içerisine rahat rahat girerken ama o glikozdan hücrenin maksimum oranda enerji üretebilmesi ve size bir canlılık ve ayıklık sağlayabilmesi için o mitokondrinin iyi çalışması gerekiyor. Şimdi hücrede insülin direnci yok beyin hücresinde ama mitokondride insülin direnci olabiliyor. Bakın Bakın buna tip 3 diyabet deniyor ve bu bunama dediğimiz alzimer dediğimiz şeyin mekanizması da buradan geliyor. Şimdi mitokondrinin bazı sistemleri aktifleştirmesi için insüline ihtiyacı var. Keza orada insülin direnci varsa mitokondri diyor ki benim bir kapasitem var. Benim bir direncim var. Ben artık bu gelen glikozu kabul etmiyorum diyor. Mitokondri enerjiyi üretemiyor ama o beyin hücresinin içerisinde glikoz ortalığı darmadağan ediyor. O yüzden şeker hastalığı, insülin direnci sinir dokularımız için, beynimiz için hiç de iç acıcı şeyler yapmıyor. Çoğunuz bilirsiniz şeker hastaları ellerinde ayaklarında uyuşmalar olur, ayaklarında yanmalar olur. İşin kötüsü şeker hastalığında sinir dokusu harabiyete uğradığı için sensörler de bozulur. Şeker hastalarından en çok duyduğunuz şey bir sıkıntı olduğu zaman, "İydi hocam benim hiçbir şikayetim yok ki." der. Sinir dokuları o kadar özelliğini kaybeder ki diyabetik ayak dediğimiz şey zaten ayağını ayakkabı vurduğunda anlamamasından, ayağına bir şey battığında onu duymamasından, duymadığı için yarayı algılayamamasından ve o yaranın yavaş yavaş büyümesinden kaynaklanır. Şeker mi? mekanizması sinir hücrelerimiz için çok çok önemlidir. Eğer vücudunuzda enerji metabolizmanız bozuluyorsa, şeker metabolizmanız bozuluyorsa beyin sisi kaçınılmazdır. Yani bana biri beyin sisiyle geldiğinde ben biyokimyasal olarak onun mitokondrilerinin ne halde olduğunu hayal edebiliyorum. Peki ben beyin sisi için ne yapacağım? Her zaman söylüyorum. Önce mitokondriyi kavrayacağız. Sonra insülin direncini kavrayacağız. O dersleri teker teker videolarda anlattım. Bir konu var beyin sisiyle çok bağlantılı olan. Zaten bunu videoları izlediğiniz de birçok hastalıkla veya birçok durumla bağlantısını keşfedeceksiniz. Geçirgen bağırsak dediğimiz şey hem liquigat diyorlar hem liquid brain diyorlar. Yani hem geçirgen bağırsak hem geçirgen beyin dediğimiz kavramlarla karşılaşabilirsiniz. Zaten likigat dediğimiz bu geçirgen bağırsak her problemin başında. Ben bağırsakları sınır kapısına benzetiyorum. Sınırlar bozulduğu zaman, sınırlar seçici geçirgenliğini yitirdiği zaman gerçekten bütünü de bozmaya başlıyorlar. Ben sisin var ve ne yapacağını bilmiyorsun. Daha çok sana hep böyle takviyeler önerilecektir. Şu takviye şuna iyi gelir. Beyin sisinde en iyi molekül budur. Magnezyum alfa lipoik asit Bunların hepsini duyacaksın. Bunları kullanabilirsin. Kullanmanda bir sakınca yok. Ama eğer ortada bir likigat varsa yani geçirgen bağırsak varsa hem bu moleküllerin emiliminde sıkıntı yaşayacaksın hem bu molekülleri kullanan diğer moleküllerin eksikliğinden ötürü aktif bir verim alamayacaksın. Hem de neyi geçirgenlik? Toksinleri geçirgenlik, bakteri toksinlerinin geçirgenliği, içeri girmemesi gerekenlerin girmesi gibi sebeplerden ötürü yukarıda beyin hücresindeki mikrogliya dediğimiz temizlik işlemini yapan hücrelerin de ayarını bozacaksın. Onlara temizliği ceğinden çok daha fazla molekül sunacaksın, metabolit sunacaksın, toksin sunacaksın. Bunlar da hep anlatıyorum ya ortada gereğinden fazla kir olduğunda inflamasyon yaratırsın. Burada bir nöroflamasyon olmaya başlayacak. Enflamasyon dersini dinle. Nöroinflamasyon eşittir nörotoksite eş MS = Parkinson eşittir Alzheimer. Tabii bunların ilk başlangıç noktası buraya gidecek diye bir kaide yok. Sadece mekanizmaları anlamanız için anlatıyorum. Aristo mantığıyla şu şöyleyse o da böyle olur gibi düşünmeyin. Yani her beyinsisi demans gitmez. Korkusuz ve sakin bir şekilde dinleyin. Mikrogliyalar da bu sefer ortalığı karıştırmaya başlayacak. Beynin yapması gereken birçok işler askıya alınacak ve ortalığı temizlemekle uğraşacak. Aynı mitokondride de anlattığım gibi gelişmiş bir canlının en büyük özelliği güzel enerji üretebilmesidir. Tasarruflu enerji üretebilmesidir. Azdan çoğu yapabilmeyi becermesidir. Şimdi sen mitokondriyi öldürdün. Mitokondrinin etrafında savaş açtın. Bir sürü kir, pas var. Bu sefer bu hücre ilkel bir hücre gibi davran. davranmaya başlayacak. İlkel hücre davranışı neydi? Az enerji üreten, haddinden fazla üreyen. Yani bizim bu kanserleşme dediğimiz hücre karakterine doğru gidecek. Beyin sisinden kanser beyin sisinden Alzheimer olur gibi bir şey çıkartmayın. Ben size nöronal sistemin biyokimyasını anlatıyorum. Burada işlerin nasıl yürüdüğünü anlamanın yolu işler kötü yürüdüğünde anlaşılır ya. Bir şeyin patolojisini iyi bildiğinde fizyolojisini çok iyi anlarsın. Mevzuyu anlamanız için aslında ben bu hastalıklardan bahsediyorum. Bir takım bilişsel fonksiyon bozukluklarını beyin sisi olduğunuzu düşündürecek bulgularınız varsa lütfen bunları doktorunuzla konuşun, tartışın. Ayrıca bu anlatmış olduğum uç noktalarda hem mikrogliyoların sebebiyet vermiş olduğu nöroflamasyon, hem toksinlerin sebebiyet olduğu nörotoksitite hem de tip 3 diyabet dediğimiz mitokondriilerin çalışmasına engel olacak insülin direnci Parkinson gibi, demans gibi hastalarda dikkate alındığında da semptomlarda azalmalar izleyebiliyoruz. Ve bunların önüne geçebilecek önlemlerde de bu hastalıklara giden yolların önünü kapamış oluyoruz. Şimdi beyin sisinin enerji metabolizmasıyla olan bağını, insülin direnciyle olan bağını anladık. O zaman insülin direncinde ne yapmamız gerekiyordu? Hem o videoyu izliyoruz hem de insülin direncindeki etkili mekanizmalarda mitokondriyi tanıyoruz, emptyolının ne olduğunu biliyoruz. Ve stres yönetimi. Yalnız şöyle bir şey var. Beyin sisi olan birinden stres yönetimi yapmasını bekleyemezsiniz. Birçok hastalıkta stres yönetimini beraberinde yürütmek çok faydalı oluyorken beyin sisi olan birinde stresi yönetmek zaten mümkün değildir. Ona Bir de stres yönetimini dayattığınızda beyin sisini şiddetlendirebilirsiniz. Yani stres yönetimini ağırlıklandırdığımız nadir yerlerden bir tanesi beyin sisi. Orada bir an önce hastayı rahatlatmak, beynindeki sisi kaldırmak, rahat düşünebilir, düşüncelerini ve duygularını kontrol edebilir hale getirmeniz lazım ki kişi stresi yönetsin. Burada kişiye çok fazla stres yönetimi baskısında bulunmamak gerekir. Ne yapacağımız konusu başlangıçta önce iyi bir diyet. Çünkü büyük ihtimal onda geçirgen bağırsak var. O iyi diyeti yaparken de esansiyel magnezyum gibi alfa kalipoik asit gibi, omega gibi, yine esansiyel temel elementler gibi takviyeleri de düzenlemek. Kişinin performansına göre açlık sürelerini belirlemek, kişinin performansına göre egzersiz belirlemek. Herkese aynı egzersiz protokolü çizilmez. Kime hangi egzersiz protokolünü çizeceğinizi zonlar dersinde, egzersiz dersinde, spor salonu dersinde anlatıyorum. Aman ha yanlış zonlarda gezmeyin. Doğru egzersizi yapmanın formüllerini de öğrenin. Onu da zaten diğer videolarımda anlatıyorum. Yani özellikle çok Sık unutmalarınız varsa, öfke kontrol bozukluklarınız varsa, anlamakta zorlanıyorsanız dönüp dolaşıp olayı B12'ye bağlamayalım. Ah şu B12'nin bir dili olsa da konuşsa bütün suçu, sorumluluğu onun üzerine yıkıyoruz. Halbuki mevzu çok daha derinlerde. Halbuki mevzu zihnimiz dünyasını oluşturan o beyin hücresinin içindeki küçük bakteride mitokondri.