Kanser Olmak Yada Olmamak

Evet, şimdi çok önemli bir seriye başlıyoruz. Hassas bir konu. Kanser serisinin giriş videosundasınız. Kanser tanısının konmuş olması, çok sevdiğin birinin kanser tanısıyla takip ediliyor olması içinde çok büyük bir yorgunluk ve endişe yaratıyor. Bunun farkındayım. Özellikle bu arkadaşlarımız için çektiğim bir seri olacak ama derdiniz kanser olmasa da, kanser tanınız olmasa da, herhangi bir genetik zemininizin olduğunu düşünmeseniz de, bir migrenle, bir alerjiyle baş etmeye çalışıyor olsanız da veya derdiniz sadece Dinç kalmak, iyi yaşanmak olsa da ben bu seriyi size şiddetle öneriyorum. Çok sevdiğim bir psikiyatristin kitabında okumuştum. Sanırım Yalum'du. İyi olanı anlamak yani sağlıklı olanı anlamak, dengede olanı anlamak için önce patolojik olanı, bozuk olanı, anormal olanı anlamak gerekiyor ki onu o noktadan bu noktaya getirebileceğin dinamikleri çözebilesin. Bunu tabii o çok daha farklı bir dille anlamıştı ama ben ondan bunu anladım. Gerçekten biz hekimler patoloji biliminden sonra mevzuyu birazcık daha kavruyoruz. Bir şeyin bozulduğu noktayı gördüğünde onun fizyolojik olanının amacını, kıymetini ve onu oraya nasıl getireceğini birazcık idrak edebiliyoruz. O nedenle kanser hücresi bize insan bedeniyile ilgili çok fazla fikir veriyor. Sınırlarıyla ilgili, nerede bozulduğuyla ilgili, temel ihtiyaçlarıyla ilgili. Onu bozan şeyi, onu o noktaya getiren şeyi kavradığında işte o denge halini bulabiliyorsun. Ben bir dahiliye hekimiyim. Hayatımda 12 yılda üniversite hastanesinde geçti. Asistanlığımda Cerrahpşa gibi bir yerde yaptım. Cerrah Paşa zaten onkoloji hastalarıyla meşhur bir yerdir. Diyabet servisinde diyabet rotasyonu yaparken bile onkoloji hastası. takip edersiniz. O nedenle bu işi yönetmenin zorluklarına iyi kötü vakıfım. Bir de dahiliye hekimi olarak kaldığım için olaya birazcık daha uzaktan ve bütüncül bakabiliyorum. Hasta orada onkolojide ana savaşını verirken arka planda yaşamış olduğu diğer problemleri yönetmekten sorumlu olan ekip elemanıyım. Bir kere şunu net bir şekilde bilelim ve yola böyle çıkalım. Bu problemde, bu mevzuda yönetimi yapacak, kararı alacak lider onkologtur. Kanser dediğimiz şey ilerleyen videolarda anlayacaksınız. Çok uzun bir geçmişi olan aslında kronik bir süreçtir. Ama kitle aşırı derecede büyü artık ortalığı karıştırmaya başladığı noktada bize bir komutan gerekir. Bu komutan da onkologtur. Onkoloğun çok da sezinden çıkmamak gerekir ama bir o kadar da onu yalnız bırakmamak gerekir. Şimdi bu işi yönetmek gerçekten çok zor. Hasta için zor, hasta yakını zor, dahiliyeci için zor, onkolog için zor. Bizim burada ihtiyacımız olan sisteme hep birlikte multidisipliner olarak sarılmak ve kendi aramızdaki iletişimi doğru sağlamak. Doktor Hasta ilişkisi, hasta, hasta yakını ilişkisi, hasta yakını diyetisyen ilişkisine kadar güçlü bir network ağı kurmak. Bu yönetilmesi zor, uygulaması zor bir sistem. Ancak hasta bazen kendini hastane koridorlarında yapa. Sorunun tam manasıyla ne olduğunu anlayamıyor. Bir sorun hissettiğinizde, çözümsüz hissettiğinizde alternatif yollar ararsınız. Alternatif yolda evet bir psikoloğa gidiyor. Evet bir diyetisyene gidiyor. Evet bir psikoterapiste gidiyor. Evet bir bütüncül tıbba gidiyor. Ama şunu unutuyoruz hep birlikte. Hep birlikte iletişim ağı içer E birbirimizden haberdar olarak budur yönetmemiz lazım. Bu mücadelenin komutanı onkolog ama diğerleri olmazsa da olmaz. Birlikte çalıştığımızda çok büyük verimler elde ediyoruz. Şimdi ben bu serilerde dönem dönem onkolog liderliğinde yapılması gereken rejeneratif tedaviler, kanserin önlenmesinde kullanılan beslenme modelleri, kanserli bir hastada beslenme nasıl olmalı, kanserli vakalarda stres yönetimi, ilişkisel problemler gibi. Olaya birazcık daha geniş, birazcık daha bütüncül bakmaya çalışacağım ama bu Buradan çıkardığınız özellikle kanser hastaları için söylüyorum. Bütün dataları ve kendinizle ilgili fikirleri komutanınıza yani onu soracaksınız. Buradan kendinize reçete çıkartmayacaksınız. Çünkü gerçekten üst düzey bir uzmanlık alanı gerektiren bir konu. Bilimsel olarak bizim görmediğimiz, hastanın görmediği, yan ekip arkadaşlarının görmediği birçok bilimsel gerçek ve veri var. Bunu onkoloğun değerlendirmesine bırakacağız. Şimdi bu seriyi hazırlarken özellikle son dönemlerde çalıştığım hastanede çok yoğun baktım. Checkup hastalarından biraz esinlendim. Checkup hastalarının çok büyük bir kısmı yakın zamanda çok sevdiği birini kaybetmiş oluyor. Bunun sonrasında bunun genetik zemininin olduğunu düşünerek kendisini de bir kontrolden geçirmek istiyor. Bu mevzu ne kadar genetik? İlerleyen videolardan bir tanesi kanser ve genlerle ilgili olan bağı konuşacağız. Ben bu genler mevzusunu çok kıymetli buluyorum. Evet, bugün bir kedi değilsek, bir sincap değilsek, bir insansak, bunun bizim genlerimizle çok büyük bir ilgisi var ama hastalıkların genlerle ne kadar ilgisi var? Bence çok kıymetli bir konu. Burada enteresan tesp tespitler olacak ve aklınız aslında evet ya genlerin de bir oynaklığı varmış. Ben bu genleri istersem böyle manipüle edebiliyormuşum diyeceğiniz verilerden bahsedeceğim. Bütüncül tıp, fonksiyonel tıp, kronik hastalıklar üzerine yoğun bir ilgim var. Hastalanmadan biz bu hastayı nasıl kotarabilirizle ilgili hücrenin biyokimyasına kafayı takmış durumdayım. O yüzden bu hidrojendi, oksijendi, asidik ortamdı, ozon tedavisiydi gibi konuları anlarken hücrenin temel dinamiklerine çok çalıştım. Şimdi bu asidoz mevzusu aslında önemli bir mevzu. Hatta kanserle ilgilenen birçok kişi de Warburg etkisi dediğimiz 1931 ve 1944 yılında Nobel ödülü almış Otto Warburg diye bir bilim adamın tezi bu. Buradan yola çıkarak aslında kanserle asidoz arasındaki bağı ve bizim daha bazik kendimizi asitten koruyacak yaşamı nasıl sağlayabilirizle ilgili verileri paylaşıyor olacağım. Yani özetle şu asidoz hücre için yakıcı bir ortam ve kanser hücresi yakıcı ortamlarda çok daha fazla gelişiyor. Biz bu asidozu nasıl yönetebiliriz? Hidrojen, oksijen, karbondioksit ve nitrojen arasında gezen bir canlıyız. Biz bu molekülleri doğru yönetirsek hücrenin de biyokimyasını doğru yönetiyoruz. Bunun için günlük hayatta ne yeriz, ne içeriz, ne düşünürüz onu konuştuğumuz bir video olacak. İzleyicilerimizin çok merak ettikten sonra anlattığım bir video vardı benim mitokondri diye. Mitokondrinin evrimsel sürecini ve bugünkü hastalıklarla nasıl bir bağ olduğunu konuşmuştuk. Tabii mitokondrinin kanserle de çok büyük bir bağ var. Biz bu mitokondriye bakarsak kanseri de otomatik olarak aslında önlemiş oluyoruz. Mitokondriyal hastalıklar, mitokondri destekleri, mitokondrimizi savunarak nasıl kanser oluşunu engel eriz diye de bir videomuz olacak bu seri içinde. Şimdi içeride asiditeyi yaratan, mitokondrinin ayarını bozan sonuçta dışarıdan gelen biyokimyasal uyaranlar. İnsan bedenindeki biyokimyasal uyaranların en büyük parçası besinlerden geliyor. Yani sen besinlerini yöneterek hem asiditoyı yönetebiliyorsun hem mitokondrinin huyunu, suyunu yönetebiliyorsun. O zaman kanser olmamak için en uygun beslenme modelleri hangisi olur? Kanser ve beslenme ile ilgili güzel bir video daha çıkartacağız. Şimdi gelelim stres yönetimi, zihin ve düşünce akslarına. Biz aslında yaşadığımız evrenin zihnimizde oluşturuyoruz. Dışarıdan birçok uyaran geliyor ama o gelen uyaranları alıp harmanlayıp bir soyut evreni biz kendimiz yaratıyoruz. Geçmişten gelenlerle, travmalarımızla, bize öğretilenlerle, bizim kendi kendimize deneyip öğrendiklerimizle hepimiz ayrı bir evrenin içerisinde yaşıyoruz. Ve bu evrenin içerisinde bir karışıklık olduğunda birileri sizi kovaladığında, birileri sizi sevdiğinde her durumda başka bir hormon salgılıyoruz. Ve bu her salgıladığımız hormonda hücrede farklı farklı mesajlar, farklı farklı moleküller, farklı farklı genler ür etmeye başlıyor. O zaman benim düşündüklerimin, o zaman benim yaşadıklarımın, o zaman benim ruh halimin ve duygularımın ve hormonlarımın kanser oluşumuyla ilgili bir bağlantısı var. İşte siz kanserde stres yönetimi, kanser olmanın öncesinde koruyucu yaşam şekli, zihin yapısı, zihin paternlerimiz ve zihni yönetme biçimlerimizle ilgili bir video olacak. Şimdi iyi kötü hangi mevzulara gireceğimden bahsettim. Burada sizin en çok merak ettiğiniz, en çok hangisinden bahsetmemi istediğiniz veya benim aklıma gelmeyen ama Sizin bu konuyla ilgili çok büyük problem yaşadığınız veya kafanıza takılan mevzuları lütfen yorumlara yazın. İçerikleri o konuda zenginleştirelim. Bu mevzuyla ilgili olan konuları buralara, buralara, buralara ve buralara koyacağım. Ama öncesinde mitokondriyi de dinleyebilirsiniz. İnsülin direncini de dinleyebilirsiniz. Seriye başlıyoruz. Takipte kalın.